Söyleşi
Ana Sayfa > Söyleşi > 2008 > R. Erkan Pekdemir





"Arz ve Talep, Tasarım ve Ar-Ge'ye Yön Veren Ayrılmaz Bir İkili..."

Gökçe Aras: Başak Kiremit’in tarihçesinden kısaca bahsedebilir misiniz?
R. Erkan Pekdemir: 1969 yılında çok ortaklı Adi Koll. Şti. olarak kurulan Başak Kiremit, 22 kamaralı Hoffman fırınla imalata başlamış, 1976 yılında anonim şirkete dönüştürülmüştür. Gelişen pazarı ve artan talepleri değerlendirerek 1980 yılında tünel kurutma ile 900 m²’lik ikinci bir zig zag fırın devreye alınmıştır. Böylece kalite standartlarını yükselmeye başlamış ve artık önü kesilemez bir yatırım başlamıştır.
1996 yılına kadar üretim hatları geliştirilerek kapasite ve kalite anlamında büyümeler devam etmiş, aynı yıl büyük bir yatırıma gidilerek tünel fırın yapılmış ve fuel-oil yakıtlı pişirme sistemine geçilmiştir. 1997 yılında pazarlama konusunda yeni oluşumlara gidilmiş; mevcut pazarlama ağına bölge müdürlükleri, bölge temsilcileri ve pazarlama sorumlulukları da eklemiştir. Böylece tanıtım ve pazarlama ağını geliştirmiştir. 2000’li yılların başlangıcında Azerbaycan, Gürcistan, Ürdün ve Kazakistan’a ürün sevkiyatlarıyla ilk ihracatlarımız gerçekleşmiştir.
2001 yılında Ar-Ge laboratuvarı kurulmuş, 2003 yılında yeni tuğla kesicisi alınmış ve hemen ardından 2000 m²’lik yeni kurutma tesisi devreye alınmıştır. Çağımızın enerji kaynağı olan doğalgaza geçiş yine 2003 Temmuz ayında olmuştur. Ayrıca yeni üretim hatları için yeni kapalı alanlar inşa edilmiş, kapalı alanımız büyütülmüştür.
2003 yılı kapasite %50 oranında artırılmış, kaliteye yatırım yapılarak ISO 9001: 2000 belgesi ilk denetleme sonunda alınmıştır.
Artık kurumsal tanımımız olan “Başak Kiremit & Tuğla” ismi yerini “Başak Çatı & Cephe Sistemleri”ne bırakarak, 2004 yılında çatı ve cephede sistem anlayışı üzerine çalışmalar başlatılmıştır. Amaç edinilen çatıda sadece kiremit ve aksesuarlarından başka; ısı yalıtım sistemi, su yalıtım sistemi, baca ve duvar dibi yalıtımı, kuru mahya sistemi, saçak havalandırma sistemi, çatı pencereleri ve çatı çıkış kapakları ve bunların tamamlayıcı aksesuarları ile “Başak Çatı Sistemleri” pazarda yer almaya başlamıştır. Cephede ise, yapı kimyasalları, cephe yalıtım levhaları, su yalıtım örtüleri ve bunların diğer tamamlayıcı aksesuarları ile “Başak Cephe Sistemleri” de pazarda bilinmeye başlamıştır.
2004 yılında Dünya’nın 8. harikası olarak da adlandırılan “Dubai - The Palm City” projesine ihracata başlayan Başak; Lübnan, Irak, Ukrayna, Ürdün, Kıbrıs, Gürcistan, Azerbaycan, Dağıstan, Suriye, Romanya ve Bulgaristan’a ihracatlar yapmış ve yapmaya devam etmekte.
2005 yılında Başak, Terracotto Cephe Kaplaması olarak da bilinen “KeraTwin Cephe Kaplama Sistemi” ile Deutsche Steinzeug Agrob Buchtal ile işbirliği yaparak Türkiye pazarına girmiştir.
2006 yılı ilk aylarında başlayan Amerika pazarı çalışmaları doğrultusunda “Miami-Dade County” tarafından yapılan testler sonrasında “olur” belgesi almıştır, hemen ardından Ağustos ayında Amerika’ya ihracatta büyük rolü olan “NOA-Notice of Acceptance” belgesini alan ilk Türk kiremit üreticisi olarak da kalitesini tescil ettiren Başak, Kasım 2006’da Amerika ihracatına başlamıştır.
2007 yılında Avrupa normu CE ibaresini ürünlerin üzerine uygulamaya başlamıştır. ÇATIDER, TUKDER ve İMSAD üyelikleri bulunan Başak, sponsorluk ve sosyal etkinliklerde de yer almayı bilmiştir. Başak bugün yurt içi ve yurt dışında birçok prestijli projeye ürünlerini vermektedir.
GA: Başak Kiremit’in üretim ve tasarım stratejisinden söz edebilir misiniz?
REP: Başak, sürekli gelişmeyi takip eden, pazarda öncü olmayı bilen, gelişmelere açık ve atak fikirlere önem veren yapısını kaliteye yansıtmayı her zaman başarmıştır. Mevcut ürünlerin üzerinde iyileştirme çalışmalarının yanı sıra, yeni ürün geliştirme konusunda da Ar-Ge çalışmalarına önem veren bir yapıya sahip olmuştur. Özellikle 2008 yılına damgasını vuracak Başak Art Renkli Kiremitleri ile pazarda aranılan isim olmayı hedeflemiştir.
GA: Başak Kiremit’in yurt dışı firmalarla yaptığı işbirliklerinden bahsedebilir misiniz?
REP: 2004 yılında geliştirilen Çatı ve Cephe Sistemleri, aslında kendiliğinden birkaç işbirliğini oluşturmuş ve ilk olarak cephede Alman Agrob Buchtal ile işbirliğine gidilmiştir. Sonrasında yurt dışı fuarları ziyaretleri ile çatı-cephe sistemlerine uygun ürünler ithal edilmiş, bunlardan Velux ile çatı pencereleri konusunda , Nicoll ile de yağmur indirme sistemleri konusunda işbirliği anlaşmaları yapılmıştır.
GA: Tasarım ve Ar-Ge çalışmalarınız çerçevesinde dikkate aldığınız unsurlar nelerdir?
REP: Arz ve talep; bu ikisi tasarım ve Ar-Ge ye yön veren, bir başka deyişle bu süreci başlatan ayrılmaz bir ikilidir. Tabi ki Başak’ta tasarım ve uygun ürün anlayışı da arz ve talep gibi süreci geliştiren anlayışlar olmaktadır. Genel anlamda pazarın talepleri ve sisteme uygun ürünlerin geliştirilmesi dikkate alınırken; bir ana ürün çerçevesinde diğer sistem tamamlayıcı ürünleri geliştirmeyle süreç ilerler. Fiyat, sürüm, kullanılabilirlik, sürekli geliştirme gibi konularda dikkate alınarak pazarda yeni tasarımlar yerini almaya başlar.
GA: Çatı kaplamasının yanı sıra cephe kaplamaları ile ilgili çalışmalarınız da mevcut. Cephelerde tuğla kullanımının gördüğü ilginin boyutu nedir? Cephe kaplaması olarak tuğla kullanımının avantajları ve dezavantajları nelerdir?
REP: Eskişehir’de bu konuda çok özel çalışmalar gerçekleşiyor. Şehrin belli cadde ve bulvarlarında genelde tuğla görünümlü cephe uygulaması egemen olmaktadır. Tuğla deyince hemen aklımıza kaba inşaat tuğlası gelmemeli; dekoratif süs tuğlaları ve kaplama tuğlaları bu konuda kullanılan ürünlerdir. Uygulamada ustalık çok önem taşımakla beraber, artık ısı yalıtımı ile birlikte uygulanan kaplama tuğlaları Başak’ın en önemli ürünlerinden biridir.
Avantajları, boya bakım gerektirmez, yüksek sıcaklıklarda piştiğinden dayanım ömrü çok uzundur, farklı renk alternatifleri yaratılabildiğinden cephelerde desen çalışması yapılabilir, ısı yalıtımı ile birlikte uygulanabildiğinden bina dış cephe yalıtımında artı bir katkı sağlar, bina cephesine fazladan hiçbir yük getirmez, uygulaması son derece kolay ve zahmetsizdir.
GA: Sizin de ürünlerinizde kullandığınız “engop tekniği” ile elde ettiğiniz renkli kaplama malzemelerinin ülkemizde gördüğü ilginin boyutu nedir?
REP: Avrupa’da uzun zamandır uygulanan kil kiremitlerde engop tekniği, Başak’ta 2 yıldır Ar-Ge aşamasında çalışılıyor. Böyle prestijli bir ürünü pazara sunmadan tüm riskleri önceden kaldırmak zorundasınız, biz bunu başardık. İnşaat sezonu yeni açılıyor ve biz gelen talepleri karşılamak adına kapasitemizi artırmayı düşünüyoruz. 2008 yılı Başak Art Renkli Kiremitler için altın yıl olacak. Sadece ülkemizde değil, yurt dışı pazarımızda da aranılan ürünlerin arasına girecektir.
GA: Benimsemiş olduğunuz “doğal güzeldir” sloganından ve firmanızın çevre politikasından kısaca bahsedebilir misiniz?
REP: Doğal Güzeldir! Bizim tüm görsel malzemelerimiz üzerinde kullandığımız ve kıvançla söylediğimiz haklı bir sloganımız. Çünkü bizim %100 geri dönüşüm hattımız var. Pişmiş veya pişmemiş, bir sebepten dolayı kalite ayrımında elenmiş ürünlerin tamamı geri döner ve imalata yeniden kazandırılır. Bu anlamda kiremit-tuğla kırığı atığımız hemen hemen hiç yoktur. Çevreye verdiğimiz önem ve özen en başında buradan başlamaktadır.
Diğer taraftan çevre duyarlılığı artık çağımızın vazgeçilmezi haline gelmiştir ve Başak olarak çevre duyarlılığının bilincindeyiz. Bu amaçla yapılan çalışmalarda atık olarak; kağıt, metal, cam, plastik ve diğer organiklerde ayrım yaparak ilgili firmalardan bunların ülke genelinde değerlendirilmesi adına ciddi destekler alıyoruz. Her şeyden ötesi Alman Agrob Buchtal’la yapılan işbirliği ürünlerinden bir tanesi KeraTwin’dir . Bu öyle bir üründür ki yüzeyine uygulanan Hydrotect sırlama özelliği sayesinde 1000 m²’lik KeraTwin kaplı bir alan yaklaşık 70-80 adet orta boylu ağacın ürettiği oksijeni üretir.
GA: Son günlerde oldukça ilgi gören “sürdürülebilirlik” kavramına Başak Kiremit’in bakış açısı nasıldır?
REP: Sürdürülebilirlik, bir toplumun, ekosistemin ya da sürekliliği olan herhangi bir sistemin işlerini kesintisiz, bozulmadan, aşırı kullanımla tüketmeden ya da sistemin yaşama bağlı olan ana kaynaklara aşırı yüklenmeden sürdürebilmesi yeteneği olarak tanımlanmaktadır. Her kuşağın bir önceki dönemden edindiği kültürel değer ve göstergeleri, diğer kültürlerle etkileşime girerek, onlara yenilerini ekleyerek yeni kuşaklara aktarmak görev ve sorumluluğu vardır.
Bugüne kadar benimsediğimiz kalkınmacı/gelişmeci, büyümeci, imarcı anlayışın dışına çıkmamız; kafamızı, bakışımızı değiştirmemiz gerekiyor. Kültür ve doğa varlıklarımızı, kaynak değerlerimizi dikkatsiz ve saygısızca kullanarak, tahrip ederek, “yağmalayarak” zenginleşme anlayışı yerine; kaynak değerlerinin korunmasını esas alan sürdürülebilir yerel kalkınma yoluyla zenginleşme anlayışına kaymak zorundayız.
Ekoloji disiplini bilindiği gibi insanın yaşam ortamıyla ilişkisinin araştırılmasına yönelmektedir. Güncel tartışma alanları oluşturan “çevre”, “ekoloji” ve buna bağlı olarak “sürdürülebilirlik” kavramları, yaklaşımlara ve ideolojilere bağlı olarak farklı biçimlerde yorumlanabilmektedir. Birçok faktöre bağlı olarak gelişen çevre süreci (nüfus artışı, sanayileşme, endüstrileşme, üretim-tüketim biçimleri vb.) bu bağlamda değerlendirildiğinde, farklı bilim alanlarının ve disiplinlerin araştırma alanına girmektedir. Fiziksel faktörlerin yanı sıra, üretim - tüketim biçimleri, ekonomik sistemler, yönetim ve siyaset ilişkileri ya da davranış psikolojisi gibi sosyal araştırma alanları da çevre oluşumunda önemli etkenleri oluşturmaktadırlar. Başka bir ifadeyle, doğa karşısında insan tavrını, salt fiziksel sonurgulara bakarak değerlendirmek yeterli değildir; yaşam süreçlerini, düşünce sistemleriyle birlikte irdelemek gerekmektedir.
Başak olarak bize çok yakın olan bir kavram olan sürdürülebilirlik için, kurulduğumuz 1969 yılından bugüne ilke edindiğimiz temel kurallarımız vardır;
- Genel planlama ve strateji geliştirmek,
- Temel doğa gelişimi süreçlerini korumak,
- İnsan mirasını korumak,
- Ekonomik büyüme ile doğal kaynaklar arasında dengeyi korumak
- Verimliliğin uzun bir döneme yayılmasını sağlamak
- Büyümenin gelecek kuşaklara ulaşmasına izin veren bir modeli benimsemek.
Kaldı ki bu kurallar içinde bulunduğumuz AB’ye dahil olma süreci adına tüm birey ve kurumlar tarafından da benimsenmesi gereken kurallardır.
GA: Sizce tuğla ve kiremitin kullanım alanları geçmişten günümüze ne gibi farklılıklar gösterdi?
REP: Dünya tarihinde imalatı yapılan ilk yapı malzemesi tuğladır. Kil ile suyun buluşması ve ateşle ile beraberliği tuğlanın doğuşunu oluşturmuştur. Çok eski çağlarda her bina önce bir tuğla üretim tesisi olmuş, üretilen tuğlalar daha sonra bu binanın yapımında kullanılmıştır. Artık ilk yerleşim yerlerinin ve kültürlerinin tuğla yapımına uygun olan alüvyonlu toprakların yer aldığı geniş nehir havzalarında kurulduğu bilinmektedir. Tuğla sanatının da başlangıcı işte bu dönemlere rastlar. Araştırmacıların tahminlerine göre bu dönem yaklaşık 15.000 yıl öncesini işaret etmektedir.
Bir süre sonra insanlar daha sağlam binalar, daha yüksek kuleler ve görüntüsü daha hoş olan binalar inşa etmek istemişler. İşte bu aşamada pişmiş tuğla ortaya çıkmış, sıcak canlı bir renk ve daha sağlam bir yapı malzemesi olarak kullanılmaya başlanmış (M.Ö. 4.000 yılları).
Bu arada pişmiş tuğlanın kullanılmaya başlaması ile birlikte çatı malzemesi boşluğu yaşandı. Çatılarımızda kullandığımız bugünkü yuvarlak kiremitlere benzer kiremitler imal ettiler. Tek farkları biraz daha kalın ve büyük boyutlu olmalarıydı. Yapılan araştırmalar ilk kullanılan kiremitlerin 2- 3 cm. kalınlığında, 50 cm. eninde ve 80- 100 cm. boyunda olduğunu göstermiştir. Kiremiti daha sonra Yunanlılar geliştirmiş, onlardan da Romalılar devralmıştır. Batı Avrupa'da Romalılar Yunan kiremit formlarını mümkün olduğunca geliştirdiler. Özellikle yuvarlak kiremitte neredeyse bugünkü üretim kalitesine yaklaştıkları söyleniyor.*
Günümüzde tuğla ve kiremit artık piyasada tek ve rakipsiz değildir. Kil tuğlaya rakip olarak, farklı formda üretilen malzemeler çoğalmış, klasik tuğla anlayışı yerine izolasyonlu tuğla anlayışı pazarda egemen olmuştur. Standart anlamında TSE gibi kurumların verilerine dayanan ölçü ve çeşitlilikte üretimi yapılan tuğlalar, aynı eskiden olduğu gibi kilin suyla buluşması ve ateşle beraberliği sonucunda doğmaya devam etmektedir. Eskiye oranla en büyük fark teknolojidir. Ölçüsü nedeniyle örülmesi zor ve itina isteyen küçük bir yapıda olduğu için, bugün artık daha büyük ve daha hafif malzemeler kil tuğlanın yerini almaya başlamıştır. Ancak bilinen tek bir gerçek varsa o şudur, dünyada en çevreci ürün kil tuğladır ve % 100 geri dönüşüm imkanı vardır.
Diğer taraftan kiremitin de içinde bulunduğu rekabet tuğladan farklı değildir. Gelişen teknolojiler, kil kiremit için ilerleme kaydetmiş olmasına rağmen, bugün asfalt bazlı, metal bazlı ve hatta beton bazlı çatı kaplama malzemeleri ile pazarını paylaşır hale gelmiştir. Kil kiremit, aynı kil tuğla gibi %100 geri dönüşümlü ve çevreci özelliğini korumakla rakiplerinden bir adım öndedir. Fakat buna rağmen piyasa koşullarında aranan rekabet öğelerinden fiyat ve vade seçenekleri diğer çatı kaplama ürünlerine olan ilgiyi artırmıştır. Bugünlerde inşaat teknolojilerinde de yaşanan teknolojik gelişmeler, çatı anlayışını tamamen değiştirmiş ve artık standart kil kiremit yavaş yavaş yerini estetik ve sanatsal görünümlü çağdaş kil kiremitlere bırakmaya başlamıştır. Kilden imal edilen tuğla ve kiremitlerin uzun ömürlü ve dayanıklı olmasının yanı sıra doğal görünmesi ve kolay uygulanması, pazarda yerinin daha uzun yıllar yer alacağını göstermektedir.
GA: Çatı ve cephe kaplamalarında Türkiye’de ve Dünya’da gözlemlediğiniz son trendler nelerdir?
REP: Çatı kaplamaları konusunda bahsettiğimiz gibi teknoloji çok ileridedir. Bu anlamda artık çatılarda sistem anlayışı şart olmuştur. Bir başka deyişle; sadece kil kiremit değil, ısı yalıtımı, su yalıtımı, baca ve duvar dibi yalıtımı, kuru mahya sistemi, saçak havalandırma sistemi, çatı pencere sistemi, yağmur indirme sistemi ve baca şapkaları sistemi ile diğer çözümlerin bulunduğu bir paket sistemi oluşturulmuştur. Dünya’da küresel ısınma sonrası oluşabilecek olumsuzluklar karşısında yalıtım önem kazanmış ve gelişmiş ülkeler artık bu konularda kitlesel eğitimler vermeye başlamış, hatta akademik anlamda bölümler oluşturarak bu konuda yetişmiş insan istihdam etme yoluna gitmişlerdir.
Cephe kaplamaları da çatıya paralel olarak, sistem anlayışından nasibini almış ve yalıtım konusunda gereklilikleri karşılayacak her tür donanıma sahip bir konuma gelmiştir. Bugünkü adıyla, Terracotto Cephe Kaplama Sistemleri, Mantolama Sistemleri ve benzeri uygulamalar artık; salt dış cephe boyası uygulamasının yerini almış ve sürekli gelişerek pazarda haklı yerini almıştır. Başak markası, KeraTwin Terracotto Cephe Kaplama Sistemi ve İzoBaşak Cephe Yalıtım Sistemi ile pazarda aranılan marka olmayı başarmıştır. Trend olarak genel bir bakışla, kalıcı ve dekoratif çözümler hem çatı için hem de cephe için aranılan başlıca özellik olmuştur. Bugün Dünya’nın 8.harikası olarak bilinen “Dubai-The Palm” projesi uzaydan bakıldığında palmiye görünümünde olan çok özel bir mimari yapıdır. Yaklaştığınız da her evin farklı akımların etkisinde kalarak imar edildiğini ve her evin çatısında farklı kiremitlerin olduğunu görürsünüz. Başak, bu farklı mimarilere ait kiremitler ile The Palm projesine kiremit ihraç eden tek Türk Kiremit üreticisi olarak haklı gururunu yaşamış ve yaşamaya devam edecektir.
GA: Türkiye’deki ve yurt dışındaki pazar payınız nedir?
REP: Yıllık 2,5 – 3 milyon m² civarında çatı kapatıyoruz. Yurt dışında ise toplam üretimimizin %10’u kadar bir payla hareket ediyoruz.
GA: Yurt içinde ve yurt dışında katıldığınız fuarlar nelerdir? Bu fuarlardan beklentileriniz nelerdir?
REP: Yurt içinde düzenlenen ihtisas fuarlarından Çatı Cephe, Yapı ve Yapex’e katılıyoruz. Bu fuarlarda yeni ürünlerimizi tanıtmaya gayret ediyor, işbirliklerimizden bahsediyoruz. Yurt dışında bu yıl, Sudan, Katar, Tebriz, Şam ve Kazakistan’da yapılan fuarlara katılarak Başak markasını bu ülkelere taşımanın mutluluğunu yaşıyoruz.
(*) Kaynakça; TUKDER